Blog · Güncellendi: 6 Eylül 2025
Türkiye'de İnternet Adil Mi? Bazen Öyle Düşünmüyorum Açıkçası
İnternet erişimindeki eşitsizlikler, dijital uçurum ve bunun adalet üzerindeki etkileri üzerine samimi bir bakış. Gerçek deneyimlerimle...
Yıllardır Kanıksadığımız Bir Sorun: Neden İnternetimiz Hem Pahalı Hem Yavaş?
Geçenlerde büyük bir proje dosyasını yurt dışındaki bir müşteriye göndermem gerekiyordu. Hani şu "roket" hızında diye pazarlanan fiber internetimle... Dosyayı indirmem saniyeler sürmüştü ama iş yüklemeye gelince, ekran başında saatlerce bekledim. O an fark ettim ki, hepimiz yıllardır süregelen tuhaf bir durumu sorgulamadan kabul etmişiz. Sanki bu normalmiş gibi davranıyoruz ama aslında değil. Benim gibi içerik üreten, yazılım geliştiren veya basitçe büyük dosyalarla çalışan herkesin kanayan yarası bu.
Olay 1: Faturadaki O "Cihaz Kullanım Bedeli" Saçmalığı
Hiç fark ettin mi? Her ay faturana yansıyan ve adı sürekli değişen o gizemli bir kalem var: "modem kullanım ücreti", "cihaz bedeli" vs. Açıkçası, ben ilk başta bunu normal sanıyordum. Sonuçta hizmeti onlardan alıyoruz, cihazı da vermeleri doğal diye düşünüyordum. Tam bir yanılgı! Bir teknoloji firmasına danışmanlık veren bir arkadaşım anlattığında jeton düştü. Meğer servis sağlayıcıları, bizi kendi belirledikleri ve genellikle pek de kaliteli olmayan modemleri kiralamaya zorluyormuş.
Düşünsene, yeni bir telefon alıyorsun ama sana diyorlar ki, "Sadece bizim ürettiğimiz şarj aletini, hem de her ay kira ödeyerek kullanabilirsin." Ne kadar mantıksız, değil mi? İşte internette yaşadığımız tam olarak bu. Kendi daha performanslı modemimi kullanamıyorum çünkü buna izin vermiyorlar. Bu durum, sadece bizim cebimizden gereksiz para çıkmasına neden olmuyor, aynı zamanda ülke ekonomisine de zarar veriyor. Çünkü bu modemlerin neredeyse tamamı ithal. Kendi paramızla, kendi özgürlüğümüzden feragat ediyoruz.
Bir itiraf: İlk başta ben de "Ne olacak canım, ayda birkaç lira" diyordum. Ama sonra o paranın milyonlarca aboneyle çarpıldığında nasıl devasa bir rakama ulaştığını ve bu paranın yurt dışına aktığını öğrenince gerçekten sinirlendim.
Olay 2: Kaplumbağa Hızındaki Yükleme (Upload) Çilesi
Gelelim benim asıl derdime. 1000 Mbps indirme hızın olabilir ama yükleme hızın 50 Mbps ise, o bağlantı aslında yarımdır. Bu, tek yönlü bir otoban gibi. Eve dönüş yolu pırıl pırıl, 6 şeritli ama evden çıkış yolu bozuk bir patika. Neden böyle? Teknik olarak altyapı daha fazlasını destekleyebiliyorken, neden bize bu kadar düşük yükleme hızları reva görülüyor?
Benim alanım içerik üretimi olduğu için bu konuya özellikle takıntılıyım. Bir video hazırlamak günler sürüyor, sonra o videoyu YouTube'a veya bir sunucuya yüklemek saatler... Bu sadece benim için bir zaman kaybı değil. Bu ülkedeki yazılımcılar, tasarımcılar, mimarlar, kısacası dijital ortamda "üreten" herkes için bir pranga. Bize adeta "Tüket ama üretme" deniyor. Bu durum, Türkiye'nin dijital ekonomideki potansiyelini baltalayan gizli bir sabotaj gibi geliyor bana.
- Yazılımcı: Kodlarını sunucuya gönderirken bekliyor.
- Tasarımcı: Yüksek çözünürlüklü proje dosyalarını müşteriye atarken bekliyor.
- İçerik Üreticisi: Videosunu platformlara yüklerken bekliyor.
Bu bekleme süreleri birleştiğinde, ülke genelinde ne kadar büyük bir verimlilik kaybı yaşandığını hayal edebiliyor musun?
Olay 3: Adil Olmayan Fiyatlandırma
Neyse, konuyu çok dağıttım sanırım, ama bu dertler birbiriyle bağlantılı. Bir de madalyonun fiyat yüzü var. Hâlâ eski teknoloji altyapılar üzerinden çok düşük hızlarda internet hizmeti alan insanlar, neredeyse fiber internetle aynı parayı ödüyor. Bilgiye erişimin temel bir hak olması gereken bir çağda, bunu ekonomik bir engele dönüştürmek ne kadar doğru? Sunulan hizmetin kalitesiyle talep edilen ücret arasında ciddi bir orantısızlık var.
Peki, Ne Olacak Bu İşin Sonu?
Bu alanda uzman değilim ama bir içerik üreticisi ve teknoloji meraklısı olarak araştırdığım kadarıyla, bu sorunlar çözümsüz değil. Gördüğüm kadarıyla, bu konuları dile getiren ve kamuoyu oluşturmaya çalışan bazı girişimler var. İnternette bir imza kampanyası başlatılmış durumda. İlk başta "imza atsak ne değişir ki?" diye düşünebilirsin. Ben de öyle düşünürdüm. Ama unutma, geçmişte Adil Kullanım Kotası gibi bir garabet, tam da bu tür toplumsal tepkiler sayesinde kaldırılmıştı.
Konu biraz teknik ve sıkıcı görünebilir ama aslında hepimizin cebini, işini ve ülkenin dijital geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. En azından faturalarımızı daha dikkatli inceleyerek ve bu konuda daha fazla soru sorarak işe başlayabiliriz. Sonuçta, parasını ödediğimiz hizmetin en iyisini talep etmek en doğal hakkımız, değil mi?